26.04.2019
Meslektaşım Ken Perlman, iki kızı olan ve onlara çok düşkün bir babadır. Kendisi baba olarak edindiği birçok deneyimin, müşterilerimize liderlik değişimi konusunda verdiğimiz derslere çok benzediğini düşünüyor. Bu yazısında, karmaşık bir LEGO setini kızlarıyla birlikte inşa ederken yaşadıklarıyla bir değişim sürecinde müşterilerine verdiği danışmanlık arasında gördüğü benzerlikleri paylaşıyor.

Kızlarımla birlikte üç gün boyunca bir LEGO projesiyle uğraşırken, bu projeyi bu kadar eğlenceli ve tatmin edici yapan özelliklerin, müşterilerimin de işletmelerindeki değişikliğe öncülük ederken mutlu olmalarına neden olan özelliklere benzediğini fark ettim.

Aslında “mutluluk” ve “değişim”in  aynı cümle içerisinde pek fazla kullanılmadığını hepimiz biliriz. Ama kızlarımla birlikte geçirdiğim LEGO ile dolu o harika hafta sonunun bazı prensipleri, müşterilerim için de işe yarıyor. Bu prensipleri dünya çapında binlerce çalışanı olan büyük müşterilerim olduğu gibi, tek bir merkezde birkaç yüz çalışanı olan daha küçük müşterilerim de uyguluyor.

İşte bu prensipler – ve LEGO’nun katkılarıyla liderlik dersleri.

Ders #1: İşe başarınızın görüntüsüyle başlayın. LEGO, projenin tamamlanmış halini gösteren - heyecan verici – bir resmi kutunun üzerine koyuyor ve bu resim muhteşem görünüyor. Ama kutudaki paket sayısı, parça sayısı, atılacak adımların sayısı gibi heyecanınızı söndürebilecek bilgiler yok denecek kadar az. Daha paketi satın almadan, sonuca aşık oluyorsunuz. Paketi satın aldığınızda da, bitmiş ürünün birkaç adımda ortaya çıkacağını sanıyorsunuz, zira başarının neye benzeyeceğini görüyorsunuz ve gördüğünüz de muhteşem bir şey. Yöneticiler çoğunlukla ürünün tamamlanmış görüntüsünü kullanarak bir coşku yaratmak yerine, bugünden yarına ulaşabilmek için izlenmesi gereken göz korkutucu ve zaman alıcı stratejileri açıklama yoluna giderek heyecanı söndürürler. Pek çoğu, elde edilecek başarının neye benzeyeceğini gösteren net ve muhteşem bir resim gösteremez ya da çizemezler. Oysa insanları söz konusu fikre aşık edecek ve bu fikri gerçekleştirmek ve parçaları bir araya getirmek için zaman   harcamaya heveslendirecek şey bu resimdir.

Ders #2: Değiştirilebilecek parçaları dikkate alın. Ender de olsa, bazen kutudaki LEGO parçaları eksik çıkar. Bu tür sorunlar kızlarımı durdurmak yerine yaratıcı olmaya yönlendirir – yedek parça kovalarını getirip, ihtiyacımız olan parçayı ararlar, sonra da projeyi inşa etmeye devam ederiz. Meslektaşlarımız kim bilir kaç kere “bu iş yürümez, zira…” veya “bunu daha önce de denedik” demiştir. Bu tür mazeretler eski hatalarımızı tekrarlamamızı önlese de, geriye dönüp - deneyimlerimiz, öğrendiklerimiz, başarılarımız vs. gibi) elimizde olan hangi imkanları tekrar kullanabileceğimizi araştırmamız çok enderdir. Çoğu zaman, hemen seçip kullanabileceğimiz kişiler, gereçler, kaynaklar ve deneyimler elimizin altındadır. Ama bunları bulmak için dönüp parça kutumuza pek bakmayız. 

Ders #3: Talimatlar bir yere kadar yardımcı olur. Talimatlar genelde çok yararlıdır. Ama bazen (LEGO parçalarındaki) yuvarlak bir çıkıntının kare şeklindeki hangi deliğe gireceğini pek göremediğiniz anlar olur. Bu durumda ben talimatları tekrar tekrar okuyup, parçaları elimde evirip çevirirken, kızlarım parçaları ellerinden geldiğince birbirine uydurmaya çalışır. “Bir deneyelim, bakalım olacak mı” derler. Bu korkusuzca denemeler, yaratıcılığı hızlandırmak için önemli bir unsurdur. En kötü ihtimalle ne olabilir? LEGOLAR söz konusu olduğunda, riskiniz sıfırdır. Oysa birçok firma veya organizasyon için gerçek riskler söz konusudur.  Ama genellikle, en büyük risk öngörülemeyen sonuçlar değil, hata yapıldığının görülecek olmasıdır. Bu korkuyu yıkmak, hızlı bir dönüşümle hareket etme olanağımızı arttırır. Deneyen, öğrenen ve uygulayan kişileri destekleyip ödüllendirmek, liderliğin en önemli özelliğidir.

Ders #4: Kişilerin birlikte çalışması daha eğlencelidir. Bir LEGO projesi üzerinde tek başına çalışmak güzel bir şeydir. Ama bu deneyimi kızlarımla paylaşmak (daha doğrusu onların deneyimlerini benimle paylaşmaları) çok daha eğlenceli oluyor. Müşterilerim, 100 saat boş vakti olan birini bulmak yerine, her biri 1 saat çalışmaya gönüllü olan 100 kişi bulmanın daha kolay olduğuna inanıyor. Farklı kişiler, farklı bakış açıları ve farklı deneyimler, açık bir işbirliği ortamı oluşturuyor. Böylece her gönüllünün sahip olduğu güçlü yanlar, yeniliğin daha hızlı, daha kapsamlı ve daha rahat gerçekleşmesini sağlıyor. 

Ders #5: Tamamlanmış ürünün kalitesi, içine kattığınız hayal gücüne bağlıdır. Benim çocukluğumda, belki bir tekerlek, ya da silecek gibi sadece birkaç tane standart LEGO parçası vardı. Bugün ise,  her sete özel olan (çeşitli gereçler, açılan kokpitler, silah fırlatıcılar vs. gibi) çok çeşitli parçalar var. Ama kızlarım yine de bazı değişiklikler, onların deyimiyle “geliştirmeler” yapıyor. Kızlarımdan birinin LEGO ile yaptığı bir motosiklet, ahşap merdivenlerden aşağı bırakınca parçalanmıştı. Ama o üzüleceğine, olayda bir fırsat gördü. “Şimdi daha iyisini yapabilirim. İstediğim kadar hızlı gidebilmesi için fazla ağırdı” dedi. Motosikleti dağıttı, yeniden yaptı ve tekrar fırlattı. Sonuç olarak, her şey ustanın hayal gücüne bağlı oluyor.

Bakın, çalışanlarınızın büyük çaplı bir değişikliği nasıl karşılayacağını bir lider olarak siz belirlersiniz. Ya cesurca (ama bilinçli) yaratıcılığa ve denemelere olanak sağlayan biri olursunuz, ya da elinizdeki talimat kitapçığını gösterip “bu işi böyle yapacağız” dersiniz.  Seçim size kalmış.



John Kotter



Kaynak: Forbes
Diğer Makaleler
Payla?
�nerileriniz